Biz gülerken yorulan adam: Fatih Ürek – Diken

Fatih Ürek: Unutulmayacak Bir Sanatçı

Fatih Ürek, sanatı ve kişiliği bazı büyük entelektüel çevrelerce hafife alındığı için adı yüksek sesle zikredilmeyecek. Sanki yıllarca onun şarkılarıyla kulüplerde, pistlerde dans etmemişler gibi…

Büyük yazarlar Fatih hakkında yazmaktan kaçınacak. Ben acemi bir yazarım. Fatih için güzel şeyler yazacağım.

Açık olalım, benim umrumda değil!

Bunları dile getirirken bile tehlikeli sularda yürüdüğümü ve risk aldığımı biliyorum.

Ancak en büyük ahlaksızlık, gerçekte kim olduğunu bilirken kimse bakmadığında bir oyun sergilemektir, kalabalıkların önünde ‘mış’ gibi davranmaktır, değil mi?

Halk, sevdiğini küçümseyeni küçümser.

Türk entelektüeli bu yarasını yıllardır sürdürüyor.

Bu, ölen biri için yazılmış, magazinsel bir veda yazısı değil.

Bu yazı, hor görülen bir emeğin, hafife alınan bir mutluluğun, görünmeyen bir disiplinin, bu coğrafyada fazla olmanın kayda değer bir izidir.

Fatih Ürek, bu ülkede var olmanın bedelini ödemiş bir insandı.

Fazlaydı. Fazla renkli, fazla sesli, fazla neşeli, fazla göz önünde… Fazladan olanı kabul ettiğimizde ya alay konusu olur ya da hafife alınırız…

Fotoğraf: @fatih_urekk / Instagram

Onu izledik, dinledik, güldük, evimizde hissettik, performanslarına gittik; ama ciddiyet başladığında en cesur hallerimizle, adını anmaktan kaçındık; beğendiğimizi ya da sevdiğimizi ifade etmekten kaçındık.

Oysa eğlence, özellikle canlı performans eğlencesi, düşünüldüğü gibi basit bir iş değildir. Neşeyi meslek edinen insanlar genellikle içlerinde görünmeyen bir hüzün taşır.

Kahkaha bazen bir mutluluk ifadesi değil, hayata karşı bir direniş biçimidir.

Fatih Ürek’in kahkahası da tam olarak böyleydi. Hayatın kolaylığını ilan eden bir kahkaha değil; hayatın zorluklarına karşı verilmiş bir cevaptı.

Ailesiyle birlikte henüz bir yaşındayken Bursa’ya taşındı. Bursa, sahne kültürü bakımından güçlü bir şehirdir… Ürek’in genç yaşında Bursa Devlet Tiyatrosu’nda figüran olarak sahneye çıkması, belki de onun kariyerinde ilk kıvılcımdı.

Tiyatro disipliniyle olan ilişkisi tesadüfi değildi. Sahnedeki doğal duruşu, jestleri, sessizlikleri ve ritmi onun disiplinli yapısını gözler önüne seriyordu. Bu, onu sadece bir şarkıcı veya sunucu olarak görenlerin gözünden kaçan temel bir noktadır…

Şöhretin iki yönü vardır. Ya gökten zembille iner ve insanları kibriyle etkiler!

Oysa Fatih Ürek, işin mutfağından gelen bir ünlüydü. Kaset dönemi, cd dönemi, televizyonun altın çağı, sosyal medyanın gürültüsü; barlar, kulüpler, zorluklar, hafife alınmalar, hatta alay konusu olmalar…

Ama o yok olmadı. Hayranları arasında mesafe değil, yakınlık hissi vardı. Her zaman sevenleri, beğendiklerini utanmadan ifade edenlerin yanında oldu.

Gazino sahnesine hakim olanlar bilir. Gerçektir.

Sahne, seyirciye tepeden bakmayı hoş görmez.

Orada yerini almak için kibir değil, samimiyetle kalbinin sesini dinlemen gerekir.

Televizyonda şarkıcılıktan sunuculuğa adım attı. Her şeyi ben hallederim diyenlerin aksine, arsız değil, yerinde bir zekayla sunuculuk yaptı.

Fatih Ürek hakkında en az konuşulan şey disiplinidir. Popüler kültürde pek işe yaramaz.

Yıllarca canlı performans sergilemek, sesini korumak, kendini taşımak, program temposuna ayak uydurmak ve bazen bitmek bilmeyen saatler boyunca seyirciye katlanmak sadece yetenek değil, dayanıklılık gerektirir.

Kalp krizi, yoğun bakım, vefat…

Sürekli öne çıkmak, sürekli meşgul olmak, tüm bunlar insanın içinde sessizce bir yorgunluk biriktirir.

Fatih Ürek, bu toplumun neşe kaynaklarından biriydi…

Hayatın zorluklarını bilen bir adam, kahkahası, enerjisi, direnciyle yaşayarak ve “Hoşça kalın” diyerek karşı duruş sergiledi.